E-Günce

SANSÜRSÜZ PORTAKAL

By on 26 Ekim 2019

Taşra: Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin hepsi, dışarlık; TDK böyle tanımlıyor. Bir Ankaralı olarak başkentteki kültür sanat etkinliklerinin çokluğunu ve kalitesini biliyorum ve pek tabii hiçbir kentimiz bu konuda İstanbul’un eline su dökemez; elbette ülkemizdeki sanat uygulanışı, anlayışı kapsamında. (Armutla elmayı toplamayalım.)

2004 senesinden beri Antalya’da yaşayan biri olarak, naçizane kendimi Antalyalı kabul ediyorum. Peki, Antalya bir taşra mı? Küçük bir şehir olmasına, kimi imkansızlıklara rağmen taşra kabul edebilir miyiz, tarihi ve doğal güzellikleriyle dünyayı kıskandıran Antalya’yı? Biliyorum, Beyoğlu’nda olduğu gibi her an bir yönetmen, yazar, ressam ya da oyuncuya rastlayamıyoruz sokaklarında, evet, ama bütün yıl devam eden bir kültür sanat kentidir Antalya’mız. (Belki Beyoğlu sokaklarımız yok, ama muhteşem ambiansıyla Kaleiçi sokaklarımız var bizim de.)

Durun durun, hemen ilk ağızda uluslararası festivalleri sıralayıvereyim: Aspendos Opera ve Bale, Piyano, Olympos Kültür ve Edebiyat, Alanya Jazz, Side Dünya Müzik Kültür ve Sanat, Kaleiçi Old Town, Likya Kaş Kültür ve Sanat Festivalleriyle, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (AİAP) etkinlikleri; ulusal  düzeyde Kemer Altın Nar Kültür ve Sanat Festivali, Antalya Sanatçılar Derneği (ANSAN), Antalya Kültür Sanat (AKS), Antalya Güzel Sanatlar (GÜSAD), Antalya Şairler, Ozanlar ve Yazarlar (ANŞOYAD) dernekleri ve Antalya Kültür Merkezi (AKM) etkinlikleri, edebiyat günleri, kitap fuarları, klasik müzik ve sık tekrarlanan bireysel konserler, daha neler neler…nasıl taşra olabilir ki? Dahası, daha ne olsun?

Bütün bu saydığım etkinlikler bir yana, Cumhuriyetimizin 96. yıl kutlamaları yaklaşırken 26 Ekim Cumartesi günü, yani yarın Türk ve dünya sinema filmlerinin gösterileceği 56. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nin de başlayacak olması çok sevindirici. Çifte sevinç yani.

Altın portakal heykeli ve Türkan Şoray’ın ikonik resminin yer aldığı afişler şehrin dört bir yanında filmseverleri davet ediyor. Bu arada hoş bir sürprizle, “Sinemanın Sultanı” nın 1964 de oynadığı, kendisine en iyi kadın oyuncu ödülü kazandıran “Acı Hayat” filminin afişini kullanmışlar. Bence iyi düşünülmüş. Altın Portakal, ülkemizi ve kentimizi dünyaya tanıtmak için önemli sanat organizasyonlarının başında gelir. Ona, her yönüyle sahip çıkmamız gerekiyor.

Dilerseniz, bilmeyenler için festivalin kısa tarihine birazcık değineyim: 1964 yılında birincisi düzenlenen festivale ilgi oldukça büyük oluyor.  Düzenlenme amacı, Türk sinema sektörünü maddi manevi desteklemek, film yapımcılarını çok daha nitelikli yapıtlar ortaya koymaya özendirmek ve yapılan filmlerin uluslararası platformlara açılmasının önünü açmak olarak belirlenmiş. 1978 tarihine gelindiğindeyse plastik sanatlar da dâhil ediliyor. (Buna ayrıca sevindim) 1979 ve 1980 döneminde yaşanan siyasi olaylar ve askeri darbe nedeniyle sahiplerine verilemeyen ödüller, 2011 yılında temsili bir törenle verilmişti hatırlarsanız. Ulusal Film Endüstrisi yapıtlarıyla yoluna devam eden festival, 2005 yılından itibaren uluslararası film sektörüne de kapılarını açıyor nihayet.

Festival, Ulusal ve Uluslararası Uzun-Kısa Film Yarışması’nın yanı sıra, Ulusal Belgesel Film Yarışması olmak üzere, dünya sinemasının önemli ve ilgi çeken filmlerini de izleyiciyle buluşturacak bu sene de.(Bilindiği üzere iki yıl önce festivalin ulusal yarışma kısmı kaldırılmıştı, bu yıl başta hedeflenen amacına uygun olarak yeniden getirildi.)

Gelelim altın renkli heykelciğin hikayesine. Festivalinin kurucusu sayılan eski belediye başkanı Dr. Avni Tolunay bir sembol arayışına giriyor festival için. Sonuç olarak Antalya’mızın önemli simgelerinden portakal, deniz, tarihsel öğeler ve Venüs Heykeli’i bir araya gelmiş; iyi de olmuş.

Bütün bu kısacık bilgilendirmeden sonra umut ederim hayatımıza anlam ve ışık katan sanat ve onun günümüzdeki en yaygın en heyecan verici dalı olan sinema, nam-ı diğer yedinci sanat, içinde barındırdığı güzel sanatların bütün dallarını kullanarak sunduğu görsel şölenle sektörünün gerçek emektarlarıyla, ödüle gerçekten layık filmleriyle “sansürsüz” olarak izleyicisiyle, bizimle buluşur.

Sizi bilmem ama ben çok heyecanlıyım.  Her ne kadar plan aralarının sesi olsa da, klaket sesiyle iyi seyirler diliyorum hem size hem kendime…

TAGS
RELATED POSTS