E-Günce

USTALARA VEFA

By on 22 Mayıs 2019

Bir sanatçı nelerden beslenir? Aklı, bilinci, sezileri, düş dünyası, duydukları, gezip gördükleri, kitaplar, insanlar, doğa…ilham aldığı ustalar, eserleri? Birbirinden geçen, birbirini tetikleyen, diğer(ler)inin sayesinde varlığını ortaya koyan hepsi ve daha fazlası. Her biri ayrı yazıların konusu aslında. Çok derinlikli girmeden, son saydığımın, ustalar ve eserleri unsurunun üzerinde durmak istiyorum.

Bir şekilde -adıyla, varlığıyla, fikriyle- kalıcı olmayı başaran her usta/eser, hatta kötü örnekler bile kendinden sonrakilere öyle ya da böyle dokunmuş/dokunacak olmalı. Peki, geçen onca zamana karşın, onları bunca önemli, unutulmaz kılan ne?

Dokunup geçerek, bizi zenginleştiren çok bilinen örneklerden başlayayım isterseniz. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı hayatın tutarsızlığını, saçmalığını, bizim de çok yakından tanıdığımız adaletin işle(me)yişini, kişiye göre uygulanışını, suçun mu cezanın mı hak olduğunu sorguladığı/sorgulattığı, bu yüzden güncelliğini hâlâ koruduğu için mi unutulmaz romanlar arasında? İnsanın ruhsal derinliğini ince ince işlemesi yanında getirdiği toplumsal, siyasal, bürokratik eleştirilerden dolayı mı? Öyle ya, bugün de iktidarların kıskacındaki bireyler yoksulluğa, umutsuzluğa, yalnızlığa itilip en nihayetinde her şeye, dahası kendilerine yabancılaş(tırıl)mıyor mu?

Hamlet’in, sadece Shakespeare’in kendi dilinde ve ülkesinde değil, pek çok dilde ve ülkede defalarca oynanmasının, oynanacak olmasının nedenini sadece edebi gücüne bağlamıyorsunuz her halde. Karmaşık insanın, değişken psikolojisiyle yaşam sahnesindeki rolünü çok iyi dile getirişini kimse göz ardı edemez diye düşünüyorum.

Ya o görenlerin bir karış açılan ağızlarına ellerini kapatıp, Aaa, küçücükmüş, dediği, gün geçmiyor ki hakkında akıl almaz rivayetlerin uydurulduğu Leonardo’nun ünlü Mona Lisa tablosuna ne demeli? Neden hâlâ aynı gizemi, coşkuyu ve büyüklük duygusunu izleyicisinde uyandırıyor dersiniz?

M. Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’nı kült filmler arasına taşıyan nedir peki? Çarlık Rusya’sına karşı yapılan ayaklanmayı kızıştırmak için, filmi Sovyet Rusya’nın “sipariş ettiği” söylentisi olabilir mi? Belki de yönetmenin “mühendis” yönünü kullanarak sinema endüstrisine kazandırdığı sinematografik, efektif etkilerdir, ha?

Duyar gibiyim: Bazılarınız, Gereksiz abartıldılar, aslında söylenildiği kadar da değillerdi, diyor; bazılarınız, Bir delinin attığı taşı, kırk akıllı çıkaramıyor, diyor; bazılarınız ilk ve önemli örnekler olduğu için, diyor; bazılarınızsa ilgili ilgisiz pek çok gerekçeyle sanat eserinin ulaşabileceği o “zamansızlık” çizgisini aştığını düşünüyor; hepsi mümkün.

Seversiniz sevmezsiniz, kendi kulvarında kapladığı yerin ederini kabul edersiniz etmezsiniz bilemem, ama unutulmazlıklarının sebebi her ne olursa olsun sanatçıyı/sanatı etkiledi, geliştirdi, besledi, bir sonraya taşıyan basamak oldu; bu açık.

Elbette farklı düşünenler, hatta hiçbir etki altında kalmamak için tam tersi uzak durulması gerektiğini savunanlar çıkacaktır biraz sonra yazacaklarıma. Yaratıcılığı tetikleyen etmenler kişiye göre çeşitlilik arz edecektir, doğaldır. O halde şöyle söylemeliyim, ben, ustaların “çıraklara” sağladığı paha biçilmez katkının su götürmez olduğunu düşünenlerdenim. Farkına varan, bunu kendisi için yararlı hale getirmek isteyen sanatçı, icra ettiği sanatı üzerine kafasında yeni fikirler oluşmaya başladığında, kütüphanesinin ve kitapçıların ilgili raflarını gözetmeli; müzeleri, ören yerlerini, sergileri gezip resitaller dinlemeli; arşivleri karıştırıp bütün yönsemelerini ve araştırmalarını o yönde yapmalı.

Burada, ayırımına varılması gereken önemli bir nokta var yalnız. Sanatçının bu türden yaklaşımı, onun ne yapacağını bilmediği biçiminde algılanmamalı. Peki bundan ne anlamalıyız? Önemsediğim iki şey söyleyeceğim. Birincisi, sanatçının odaklanma problemi varsa, önüne geniş açıyla konuyu yayıp bu sorunun yaratıcılığına etkisini olabildiğince aşağı çekmek. İkincisi, usta işi dediği eserlere yeniden dönerek coşkusunu, heyecanını, becerisini artırmak, ki böylece yürüyeceği yolu netleştirip iyiden iyiye ivme kazanmak.

Ket vuran etmenler de göz ardı edilmemeli kuşkusuz. Bana göre en önemlisi, bir sanatçının en doğal hakkı olan muhalifliğini ortaya koyma ve kendini, inandığı biçimde ifade etme özgürlüğünün elinden alınması. Erkin faşizan, anti-sanat politikaları yüzünden toplumun sözlü ya da fiziki linçine maruz kalabilen sanatçı, düşüncesini eserinde/sözünde/sazında yansıttığı için “itibarını”, özgürlüğünü, hatta hayatını dâhi kaybedebiliyor. Ancak bu “light” yazıda, böyle kısacık geçilemeyecek kadar önemli konular bunlar. Ne yaparsınız ki günümüzün geleceğe mi geçmişe mi evrildiğini tam kestiremediğim dünyasında boğazım düğümleniyor ve laf lafı açıp buralara varıyor söz. Elbette çok şey söylemek mümkün, ama dediğim gibi, konumuz bu değil.

Ne diyordum, ustalara vefa. Evet, söylediğim gibi, bu konunun önemine ve olumlu dönütlerine yürekten inanlardanım. Efendim, geçen gün sahilde yürürken aklıma bir fikir geldi. Dâhiyane, daha önce düşünülmemiş bir olağanüstü değil tabii ki aklıma gelen. Çok fazla dillendi, tekrarlandı, heyecanlanmayın hemen. Ancak kendi yazı tarihimde bir ilkiyet taşıması bakımından, hafiften ritim tutturulabilir pekâlâ, hoşuma gitmez değil.

Şaka bir yana, takip edenlerin bileceği gibi, Aksinat.com edebiyat portalında ocak ayından beri sürdürdüğüm köşe yazılarımda, hani yukarda bahsettiğim “büyükler” var ya, ha işte onların eserlerini ele alıp “genç yazarlarla” dönüşümlü yazayım diyorum bundan sonra. Ustaları bir kere daha hatırlamış/hatırlatmış olmakla, kattıkları için minnet, sevgi ve saygı duygularımı sunmuş olacağım böylece. Kim bilir, belki de birilerinin üretim sürecine, hatta algı-uygulama, bilinç gelişimi bakımından sadece okur olanların bile davranış biçimlerine katkı sağlayabilirim.

Gelelim seçtiğim ilk ustaya ve eserlerine:

Aksi Sanat Dergisi’nin önümüzdeki sayısının dosya konusu, Tüyap Uluslararası 37. Kitap Fuarı onur yazarı, 2017’de sanatta 50.yılını deviren, yüzün üzerinde kitabı olan değerli yazarımız Selim İleri. Onun diğer çalışmalarından görece ayrılan Evimizin Tek Istakozu, Oburcuğun Edebiyat Kitabı ve Rüyamdaki Sofralar adlı kitaplarının bir araya getirildiği Oburcuk Mutfakta üzerine naçizane bir yazım olacak benim de. Ayrıca, portaldaki köşe yazım için yine İleri’nin, kurgusunun ilginçliğiyle dikkatleri çeken, Yarın Yapayalnız kitabını seçtim mayıs ayına.

Böylece, kendinden öncekilerle dostluk bağını hiç kesmeyip verimlerinde sürekli yer açan usta yazar gibi ben de bir yazar-okur olarak üzerime düşenin bir ucundan tutmuş olacağım kendimce. Umarım dilerim keyifle okur, hedeflediğim sonuçları üzerinizde hissedersiniz.

TAGS
RELATED POSTS