İletişim

DERYA DERYA YILMAZ

Yazar, Ressam, Öğretmen / Writer, Painting, Teacher

TÜRKİYE/ANTALYA

Mail: derya@deryayilmaz.com.tr

 

(c) Derya Derya YILMAZ - 2020 Tüm hakları saklıdır.

Not: Bu yazı, Roman Kahramanları dergisinin Temmuz-Ağustos 2020, 43.Sayısında, “İhtilal Romanları” dosya konusu üst başlığı altında yer almaktadır.

17.05.2020

Paramparça Bir Şiirroman

İhtilal anayasalarının ve militarizmin karşısında yer alan sivilleşme,yazarlar ve şairlerin rahatça konuşabilecekleri bir zemin anlamına geliyordu. Tam da böylesi bir dönemde, 1980 darbesi karşıt politik hareketin içinden gelen bir kadının,daha önce söylenmemiş biçimlerde yazılmış, ezber bozan romanları çıkar artarda; büyük ilgi de görür.Kimse, adı sanı duyulmamış birinden, özellikle de yirmili yaşlarının ortalarındaki genç bir “kadından” böylesi bir başarı beklememektedir. Pek çokları,bunun tesadüf olduğunu söylese de ilkini izleyen diğer romanları işin hiç de öyle olmadığını açıkça ispatlar. Elbette köy romanları, kentlere göçen insanlar, onların hayata tutunma çabaları ve gecekondu yaşamları daha önce işlenmiştir. Kendisi de benzer bir geçmişten gelen yazar, özellikle ilk iki romanında aynı konuları işlese de edebiyatımızda daha önce görülmeyen diliyle dikkatleri çekmiştir asıl. Hemen arkasından o zamanki edebiyat çevrelerinin karşısına, her bir cümlenin kendi başına ağırlığı ve anlamının olduğu büyülü, masalsı, düşsel, yer yer epik tiyatro şölenine ulaşan “Upuzun bir şiirin kısacık romanı…” (178) bir şiirroman ile çıkmıştır,üçüncü kitabı Gece Dersleri’yle. (Can, 2018)Her ne kadar bir masal anlatısı gibi görünse de bütün bu eserler, karakterlerin yaşantılarını içselleştirerek seslenen anlatıcılar ya da bizzat karakterlerin kendileri kaskatı bir gerçekliği aktarır.İşte tam da bu yüzden ayakları yere sağlam basan metinlerin yazarıdır o.

Kimden mi bahsediyorum;Latife Tekin’den elbette. Sevgili Arsız Ölüm, Berci Kristin Çöp Masalları gibi unutulmaz eserlerle dünya edebiyatının kitaplığında yerini alan sevgili yazarımızdan.

Bir yazarın Dönüm Noktası

İncelemeye çalışacağım Gece Dersleri’yse Tekin’in yazarlığının dönüm noktası olmaklığıyla ayrıcalıklı bir yer teşkil ediyor.Benzersiz dili, karakterleri,zaman ve mekân algısıyla edebiyatımızda parçalanmaya iyi bir ilk örnektir bu eser.Yazma aşamasında engellenmeye dahi çalışılan, dönemi için cesur politik söylemiyle de fark yaratır.

Bütünlüklü bakışla, Latife Tekin eserlerinin toplumsal içeriğini yazarın geçmişinden ve dönemin atmosferinden ayırmadan değerlendirmek gerekir. Çünkü ülkenin bugünkü kültürel dokusunu belirleyen temel kırılma noktalarından sayılabilecek askeri darbelerin bireylerde, dolayısıyla sosyolojik yapıda, doğal olarak da edebiyatta değişim yaratması kaçınılmazdır.1980 İhtilali kaba biçimiyle doğrudan alıntılanmasa da Tekin romanlarının evrenini,karakterlerinin hayatları ile düşünce biçimlerini doğrudan etkiler. O yıllara bakıldığında yaşanılanların ağır, söylemlerinse hemen hemen birbirine benzediği gözlemlenebilir. Latife Tekin de bunu görmüş olmalı ki, neredeyse içsel bir dayatmayla, politik yazar kimliğiyle farklı, özel bir dil ve anlatı evreni kurarak ülkenin bu netameli döneminden alnının akıyla çıkmayı başarabilmiş.

Gece Dersleri’nde illegal,sol bir örgütte yer edinmeye çalışan genç bir kadının kendini gerçekleştirme eylemini yaşayamaması, aksine büyük bir baskılamayla karşı karşıya kalıp pek çok bakımdan parçalanması, yüzleşmesi, hesaplaşması gibi trajik durumları anlatılır.Kadınlık, annelik, cinsellik, din, aile toplum, yoksulluk ve devrim gibi konular kaçınılmaz temalar olarak eserde yerini alır.

Gülfidan’dan, Sekreter Rüzgar’a Dönüşüm

On sekiz yaşındaki Gülfidan “mahalle baskısı” nedeniyle aileden ve çevreden kurtulmak için evden “kaçar”. Örgütün kadın kollarında Sekreter Rüzgâr kod adıyla görev alır. Ancak kısa süre sonra fark eder ki oradaki baskı çok daha fazladır. Umduğunu bulamayan karakter, bu noktadan sonra ikinci kimliğiyle sürekli çatışıp duracak, gitgide kendine dönerek, adeta sanrılar içinde sayıklayıp “Sekreter Rüzgâr kalıbına sığamadı[m] ve ruhu[m] parçalan[dı] …”(138) diyerek durumunu özetleyecektir.

Gülfidan’ın ilk hayal kırıklığı örgütün “…kızıl kanatlı öncü kadınlar müfrezesi[yle]” (20) tanıştığı gündür. Coşkundur ve “…kırk kadının gözlerinin içine duygulu bir kuşun resmini astım.” (17) der.  Ancak bu istek kısa sürede “Sekreter Rüzgâr kod adıyla koskocaman bir sitenin zemin katında genç yaşta mahzun kaldım.” (19) itirafına dönüşür. Çünkü “…ince kız sesleri[ni] döktüğü…masum kalıp ilk seminerin büyülü gerçekliğine çarparak parçalan[mıştır].” (18). Beri yandan devrimci, sosyalist Clara Zetkin’in ruhu “…artist kılığında ete kemiğe bürünüp…” (23) başkanının suretine girince, ona ikinci bir hayal kırıklığı yaşatır. “İllegalitenin masal yazıcısı Gülfidan,” (21) kendine biçilen “kalıbı” parçalayana dek dirense de bilmediği bir dili anlaması, konuşması beklenen Rüzgâr kimliğiyle düştüğü zıtlıktan dolayı diğer parçalanmaları yaşayacaktır yine de. Gülfidan, varlığını daha net göstermek,birey olarak ortaya çıkmak için kendini kendi diliyle anlatmak istemektedir.Çünkü sözcükleri geçmişinden beslenir. Bu da onu imgeler, rüyalar, hayallerle donanmış roman dünyasının hassas bir kahramanı yapar. Rüzgâr’ın dili, Gülfidan’ın sonradan öğrendiği, bu yüzden içselleştiremeyip beceriksizce kullandığı bir dil olduğundan işlevsizdir. Üstelik benimseyemediği bir zeminde Rüzgâr kimliğiyle ne yapacağını da bilemez; öyle ki “Ah hayatım, hiç benim olmadın.” diyecek kadar ümitsizdir.Trajedisini ince bir ironiyle taçlandırır: “Peri kızıyla ikinci bir cinsel hayat yaşayan zavallı bir köylüye benzerdim içeriden bakılınca.” (58)

Parçalanma Devam Ediyor

Geçmişten sürüdüğü, artık ölü bir canavar olan “…hayat bilgi[si]” (58) örgüt ideolojisiyle hiçbir şekilde bağdaşmaz Gülfidan’ın. Üstelik tüm itirazlara rağmen örgüt liderlerinden biriyle evlenir,hamile kalır.“Bebeğin aldırılması için gerekli parayı K.H.K. sağlayacaktır.” (83) gibi insani bulmadığı bir dayatmaya direnip yine de çocuğunu doğurur. “Devrimin olacağına inan[mayan]” (151) kahramanımız için artık yoksulluk, işçiler, sendikalar sempatiyle bakılması gereken yapılar değildir; bakanlarsa iki yüzlüdür.Hatta yoksulluk onun için “biraz da kırık bir iskelete sahip olmak gibidir.” (109)“Direnme sözcüğünün… ayak diremey[i]” (120) “…pazar sözcüğünün… semt pazarlarındaki satıcıların çığlıklarını…” ifade ettiğini,“…sınıf sözcüğünse ilkokul sıralarının, … gürültüsünü kulağına getirdiğini…” söyler, “…okuduğu…o koca koca kitaplara…güldüğünü[yse]” (184) tüm delegelere söylemek ister.İçinde bulunduğu bu durumu “…zavallı politik bir yalan…” (103) olarak görür. Ailesine, çevresine “…sınıfı[na] duyduğu… öfke… ve sevgisizliğe yeniden kavuşmak…” (60) isteyecek kadar çaresizdir. Çünkü ona göre örgütte geçirdiği on yıl, nefret ettiği her şeyi sevmeye zorlanarak geçmiştir. Böylesi bir ruhsal çöküntü yaşadığı parçalanma, büyük ivme kazanmıştır.

Kolluk kuvvetlerinden gizlenerek yaşadığı ve bilincindeki hasarın büyüklüğünü fark ettiğinde militanlığının yedinci yılındadır. Geçmiş, şimdi ve geleceğe değgin farkındalığı giderek artmıştır: “Unutturur mu sanıyorsun, bin tane kitap bizimkilerin beni katletme girişimlerini?” (159) der ve büyük bir cesaretle karar verir: Hepten dağılıp yok olmayı engellemek için kafasını ara sıra çıkardığı, siyah örtünün altında yaşamaktan vaz geçer. “Örtüyü güneşe tut[ar] ve yak[ar].” (58) Ancak yine de parçalanmayı durduramaz.

Ölü Anne Figürü

Karakterin çocukluk anıları, özellikle de roman boyunca ne Gülfidanı ne de Rüzgar’ı hiç yalnız bırakmayan direniş imgesi ölü anne figürü çok önemlidir. Gülfidan karmakarışık bilinciyle aşkı ve cinselliği de sorgular. Rüyalarında gördüğü “…üçlü aşk[a]” (122) “Kocamın bedeniyle oynadı…” diyerek annesini de dahil eder. Bunun nedenini“…cezalandırmak için.” (118) yapıyor diye açıklar. Çünkü annenin bilip sustuğu, küçük bir kızken yaşadığı aşk deneyimi her ikisinin de cezalandırılmasına yol açmıştır. Bilincindeki aşk imgesi de kötü şeyleri temsil eder böylece. Aslında Gülfidan, silemediği pek çok anıdan oluşmaktadır. Onun için annesi öylesine önemlidir ki hem parçalanmanın hem de bu parçalanmayı engellemenin müsebbibidir: “…annemle benim tepelek masalına kurban gittiğimizi anladığım an, acıyla parçalandım.” (43) diyecek ve ona yönelttiği “…kocamla zina halinde rüyama giren kadından kurtulamayacağımı tahmin etmeliydim.” (38)sözleriyle serzenişte bulunarak, “Bizimkinin boyu, masum bir anne kız ilişkisinin boyunu çoktan aştı.” diye de “tuhaf”lığıözetleyecek, yine de onun, “…sen masumsun, yeter artık kendini hırpalama!” (117) korunağıyla rahatlatacaktır.

Gülfidan, annesinin“…dilinin gök katındaki gizemli mağaralar[da] dur[duğuna]” ve “…bu dilin … kaynağının hâlâ kurumadığı[na]” inanır. Ona sunduğu “Dinlediğim en güzel destandı” (144)güzellemesinden de anlaşılacağı üzere o çok önemsediği“hayat bilgisi” ve dili annesine borçludur. Ama Rüzgâr’la arasındaki çatışma onulmaz boyutlara gelir ve sığınacağı herşey yerle bir olur,Rüzgâr’ın bilincine Gülfidan yerleşir. “…anne[sinin] yolunmuş saçlarını … rüzgâra bırak[ır]” ve “Kömür karası çizgilerin ardı sıra kirlenmiş olmanın huzursuzluğu ve iç sıkıntısıyla bak[ar]”.“…sen kötü olan hiçbir şey yapmadın.” (129) telkiniyle kendini kendine karşı savunsa da “Tanrım, bir tutam hayat koparmak için kendime, … ne yana sapmalıydım?” (133)sorusuyla hesaplaşmasını henüz bitirmediğini belli eder.Bir bedene konuşlanan birbirinden çok farklı iki kimlik savrulur durur; Rüzgâr da Gülfidan da paramparçadır.

Kurtuluşunu Arayan Gülfidan

Gülfidan kurtuluşunu arar; sonunda bulur da. Çünkü o “…savrulan bir tülün ardında …hikâyeler biriktirir[en].” biridir ve onu “… saran kötülüklerden bıkıp usandığı… zaman onların üzerine eğilir,…”(167) O, aslında “… gizli bir ejderha olarak Gülfidan suretinde dolaşmak[tadır]”(168)

Varlıkta görülen parçalanma anlatıcılarda da sürer. Birden fazla kişinin gözünden aktarılan bölümlerin kronolojik, kesintisiz sıralaması, anlatana göre değişen söyleyiş biçimleri olmaması okumada zorluk yaratıyormuş duygusu uyandırır.Öyle ki sanki tek bir kişi, aynı şiirsel dilin imge ve ritmiyle benzer zaman aralıklarından sesleniyor gibidir. Ancak diğerlerinden daha etkin, farklı bir ses vardır ki o da Gülfidan’ın diline müdahale eden başka birinin dilidir: “On yıl dediğin upuzun bir zaman sayılmaz. Hele senin gibi yarı tanrı bir kız için. Öğrendin, büyük şüphe isteyenlerin çok fazla acı çekmesi gerek.” (164)

Parçalanan Zaman

Roman zamanları da parçalanır. Gülfidan’ın iyimser zamanı,masal kahramanı “Dev Sefid’in zindanın[da] … birdenbire silinip kaybol[ur]”(104)Çünkü artık yaşanan ve hatırlanan an parçalarıdır. “Kırılmaz ve paslanmaz bir zamana sahip olmak için çok mu öfke gerekli bana” (29) diye sorar Gülfidan. Belki de bununla, kaybettiğine değil ama “ipucu zamanları[na]”(123) erişmek ister.Sonunda yine o çözümleyici ses “Bu ağırlıkların altında kemikleri[n] incelmiş ve ruhu[n] ezilmiş olmalıydı. Şimdi hepsi ta geride ağırlanan … renk karışımları…” (124) diyerek müdahale eder. Sanki akli gerçeklik, akıldışı düşsellikle kapışır.

Dev Sefid’in zindanı; genç militanın anı ve itiraflarının geçtiği kapısız ve duvaklı evler, sokaklar,caddeler;her yerde dolaşan hayaller, sözcükler mezarlığı, ruhların gezinti alanları… yani parçalanmış mekânlar…Öyle ki karakterin annesi, “…kar kuyularından dipsiz uçurumlara açılan düşsel mekânlarda yaşa[r)”(77).

Gülfidan, “Geçmişe … masum bir yolculuğa çık[ıp] …Gece Dersleri’nin en dokunaklı bölümleri olduğunu kabul ediyorum ama…” (139) dediğinde aslında bir anılar toplamı olan Gece Dersleri’nin tuş sesleriyle değil de çirkin bir el yazısıyla“…kendi incinmiş sesi[ni] dinlemeyi düşle[yen]”(189) bir yazar tarafından kaleme alındığını anlarız.

Gece Dersleri,bir “Kolay olmayacak … onarman[ın]” (165) romanıdır;Gece Dersleri “Lunaparksızlık çekmiş bir köylü kızı[nın]”(162) romanıdır; Gece Derseleri bir “… aşağılanmayı, … parçalamak zorunda…”(163) kalmanın romanıdır; okunası…

 

Yorum Gönder