İletişim

DERYA DERYA YILMAZ

Yazar, Ressam, Öğretmen / Writer, Painting, Teacher

TÜRKİYE/ANTALYA

Mail: derya@deryayilmaz.com.tr

 

(c) Derya Derya YILMAZ - 2020 Tüm hakları saklıdır.

Yeniden merhaba;

Görüşmeyeli uzun zaman oldu, değil mi? O kadar özledim ki. Neredeyse şubat ayından beri doğru düzgün yazamamak, hatta okuyamamak benim için gerçekten sancılı bir süreçti. Sağ gözümde eskiden süregelen ve son dönemlerde de sürekli atak yapan, tedavi süreçleri ister istemez zaman alan bir rahatsızlık yaşadım. Üstüne bir de salgın psikolojisi tuz biber oldu. Ruhsal enerji, neleri etkilemiyor ki. Çok şükür şimdi iyiyim. Büyük saadet yeniden yazmak, okumak. Gözlerimi çok fazla yormamam gerekiyor tabii. Aman dikkat, önce sağlık, gerçekten.

Biliyorum, epey aradan sonra ele aldığım ilk konu çok iç açıcı değil. Şöyle neşeli bir şeyler yazmak isterdim, ama şartlar buna zorluyor. Bir şeyi değiştirir mi bilmem, ama bir insan, kadın ve yazar olarak hep kalemimin ucundaydı, şimdilerde ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetleri hepten içime dert oldu. Pek çok kadın ya da erkek düşüncelerini dile getirdi, yazdı, çizdi, ben de dilim döndüğünce demek, dediklerimi de sizinle paylaşmak istedim, elbette kendime borç bilerek. 

TECAVÜZCÜ DE SENSİN, KATİL DE

Kadınlar için dünya güvenli, barışçıl, yaşanılası, umut vaat edici bir yer artık, diyorum; yazık ki söylediğim sadece bir düş. Tanıklık ederim, etmem, bilmiyorum ama yine de bunu hayal etmekten vazgeçmeyeceğim.

Ve Çocuklar

Kendini yeterince koruyamayan, ifade edemeyen, hayvanlardan sonra ikinci zayıf halkası zincirin; değil mi ki çocuk istismarları, kadın cinayetleri kadar insanlığın en derin yaralarından.

Yazık ki dünyanın her yerinde kadınlar öldürülüyor, cinsel tacize, tecavüze uğruyor, aşağılanıyor, şiddete, işkenceye maruz kalıyor, sakat bırakılıyor… Gün geçmiyor ki trajik bir haber basında yer almasın. Yansımayanlarla, varın siz hesap edin bilançoyu. Failler yakalanmıyor değil, ama ne fayda. Çoğu ülkede yasalar, karınca adımı değiştiğinden fazlasıyla kifayetsiz, bu yüzden de caydırıcı değil. Erkeklerin, hatta daha da vahimi kimi kadınların kadına bakışı değişmiyor.

Trajikomik Bir Tiyatro

Haksızlık bununla da bitmiyor, erkek egemen toplumun terazisi bozuk erkek mahkemelerinde de sürüyor. Sanığın önceden suç işlememesi, temiz ve resmi giyinip efendi durması, pişmanlığı bile iyi hal sayılıyor. Trajikomik bir tiyatrodur, devam ediyor, büyük ceza indirimleri veriliyor.

Kadının başının açıklığı, saçının rengi, etek boyu, topuğu, makyajı, telefonla çok konuşması, evine döndüğü, gece sokağa çıktığı saat… abuk sabuk onlarca neden, hatta çoğu zaman nedene ne gerek. Hele bir de alkol almışsa ya da direnmemişse saldırganına, sesini çıkarmamışsa vay haline. Tecavüze rızası olduğu düşünülüyor, öldürülmesi nerdeyse reva görülüyor. Vah ki vah, vah ki vah, suçlular, mağdur, sayılıyor.

Mesele Nerde Olduğunda, Ne Dediğinde, Ne Giydiğinde Değil

Konuştuğu, sustuğu; kabul ettiği, hayır dediği; seviştiği, reddettiği; giydiği, giymediği; oturduğu, kalktığı … kısaca yaptığı yapmadığı her şey için katlediliyor kadınlar. Gerekçe? Tahrik olması da dâhil her şey tahrik meselesi katili için.

İster evde ister iş yerinde ister sokakta… Gülüşünün dozuna, karnı burnunda sokağa çıkmasına kadar her haline, her davranışına, her söylediğine yakıştıracak yaftaları, kesecek cezaları var onların. Onlar mı? Onlar, kadınları yaşamaya değil, hayatta kalmaya zorlayan insan müsveddeleri.   

Biz biliyoruz, siz de bilin. Şilili kadınların, haykırdığı gibi: “Hata benim değil. Nerede olduğum, ne giydiğim de değil. Beni bunlarla suçlayamazsın. Tecavüzcü sensin: Polisler, yargıçlar, devlet, başkan…”  Tecavüzcü de sensin, katil de.

Özgecan, Kübra, Hüsne, Aylin, Selda, Vesile, Uyinene, Julie, İsraa, Ingrid Escamilla…

Evrensel Bir Kangren

Yaşam hakkı, bedeni kullanma inisiyatifi ve diğer bütün kişisel hak ve özgürlükleri, dünya toplumlarının yarısını oluşturan erkekler, diğer yarısını oluşturan kadınlardan almayı kendilerine hak görüyor. Dünya ülkelerinin hemen hepsi cinsiyetçi. Bu, evrensel bir kangren.

Küçük bir araştırma yaptım. Karşılaştığım rakamlar kanımı dondurdu. Ama sayıları vererek, insan hakları ihlallerini ve cinayetleri istatistikî verilerle mekanikleştirmek istemedim. Kaldı ki gerçekleri de yansıtmıyorlar. Gerek politik nedenler gerekse korku kaynaklı, kayıtlara geçmeyen binlerce vaka var.

Kadınlık Her Yerde Zor, Her Yer Tehlikeli

Kadın doğmanın zor ve tehlikeli ülkesi Senegal’de kadınların tamamına yakını şiddet görüyor. Güney Afrika’da her gün birçok kadın, erkekler tarafından öldürülüyor, El- Salvador’da neredeyse saat başına. Brezilya ırkçılık, homofobi ve kadın cinayetlerinde ilk sıralarda yer alıyor.

Meksika’da kadınlar, ucuz iş gücü görülüyor, emek sömürüsüne uğruyor. Şeriat uygulanan Arap ülkelerinde kadın demek, insan sınıfına bile girmemek anlamına geliyor. Muayene ve tedavi olma, yalnız başına seyahat etme, araba kullanma gibi basit eylemleri bile tek başlarına yapamıyorlar. Küçük yaşta evlendirilip mal gibi alınıp satılıyorlar.

Kadınlar Sünnet Ediliyor

Somali’de, Mısır’da, Etiyopya’da kadınlar ve kız çocukları sünnet ediliyor. Aile içi cinsel ilişkide durum içler acısı. Pek çok kadının sığınma talebi kabul edilmediğinden, sokakların insafına kalmışlar. Kadınlar ve çocuklar uyuşturucu kartellerinin, organ mafyasının, fuhuş sektörünün en önemli malzemesi. İnsan kaçakçılığı en çok onların üzerinden yapılıyor. İşten çıkarılma, sınır dışı edilme, öldürülme tehdidiyle ya seks işçiliğine zorlanıyorlar ya da ağır işlerde zorla çalıştırılarak, köleleştiriliyorlar.  Pek çok ülkede kürtaj yasak.    

Maço Kültür, Kadın Kırımı

Bu sakat kültür ve kırım sadece bu tür ülkelerle mi sınırlı kalıyor, tabii ki hayır. Almanya, Fransa gibi sözüm ona gelişmiş devletlerde de durum korkutucu. Bunlara bir de ırkçılık ekleniyor. Kanada ve Amerika’da yerli kadınların tecavüzcüsü, yerli olmayan erkekler. Devlet, Latin kadınları mülksüzleştirip göçe zorluyor.

Bu Tablo Değişebilir

İtalya, İspanya örneklerinde olduğu gibi, devletler ve siyasi iktidarlar eğer isterlerse bu durumu değiştirebilir. Ne mi yapmışlar? Konuyu sadece aile, kadın, çocuk meselesi olmaktan çıkarıp mili bir sorun haline dönüştürerek, caydırıcı, etkili ve işler cezalarla görece sayıları düşürmüşler. Öte yandan, yüzde yüz bir beraberlik görülmese de kadınların, İskandinav ülkelerinde yaşamasını dilemek geçiyor insanın içinden. Çünkü en çok oralarda eşitler.

Suçlular Korunuyor

Ülkemizde de durum farklı değil. Yazık ki kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlarda ilk sıralarda yer alıyoruz. Basına yansıyan haberler yer yer öfke yaratıp tepkilere yol açsa da halkımızdan ve yetkili mercilerden yeterli ve haklı ilgiyi görmüyor. Neden? Çünkü tepki için sokağa çıkan da gözaltına alınıyor. Çünkü çoğu zaman zanlılar ya tutuksuz yargılanıyor ya iyi halden cezaları indiriliyor. Bu durum da, Bir şey olmaz, iki gün yatar çıkar, adamsendeciliğini hâkim kılıyor. Çünkü saldırıya uğrayanlara yardım edenlerin, saldırganlardan daha fazla ceza aldığı bir hukuk sisteminde yaşıyoruz.

Suçlular Korunuyor Mu?

Diyeceğim o ki neredeyse suçlunun korunduğu bu egemen hava kulakları duymaz, gözleri görmez, akılları yormaz kılıyor, Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın, duyarsızlığı yaygınlaşıyor. Keza, Karı koca arasına girilmez, Polis aile işlerine karışmaz, gibi yaygın yaklaşımlar da bunu destekliyor. Sonuç olarak sindirilen, çaresiz kalan kadın ya da çocuk tehdide, baskıya, tecavüze hatta öldürülmeye boyun eğiyor. 

Araştırmalar Ne Diyor?

Aslında sorunun temelinde ekonomik nedenler yatıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunlukla birleşince toplumdaki şiddet artıyor, bu durumsa zaten var olan kadın-erkek eşitsizliğini ve cinsiyet ayrımcılığını iyiden iyiye besliyor.

Kadınlar, En Yakındaki Erkekler Tarafından Öldürülüyor

Kapitalist sistemin oluşturduğu, kadın ve çocuk üzerine kurulu yasadışı işlerde mafya baronları, hükümet yetkilileri, kolluk güçleri, hakimler perde arkasındaki sorumlular olsa da kadınlar, çoğunlukla en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Kim mi bu erkekler? Kocalar, nişanlılar, sevgililer, hatta bunların eskileri, babalar, oğullar ve erkek akrabalar.

Kadın Bedenine İndirgenen Namus Anlayışı

Pek çok kadın, sadece kadın bedenine, apış arasına indirgenen namus anlayışı yüzünden, boşandığı, ilişkisini bitirdiği ya da bu isteğini dile getirdiği için öldürülüyor. Çoğunlukla bütün bunlar, kadınların doğal bir iradeyle, bedenleri üzerinde mutlak hakimiyet iddia eden erkek hegemonyasına karşı çıkmaları yüzünden gerçekleşiyor.

İnfaz Ediyorlar

Katiller çoğu zaman anlık öfkeden ziyade, tüm yönleriyle hesapladıkları infazları gerçekleştiriyor. Öyle ki cinayetten sonra başına gelecekleri gerek kolluk güçlerinden gerekse bilerek/bilmeyerek bilinçsizce haber yapan medyadan öğreniyor.

Medyanın Sorumluluğu

Kimi medya şirketleri tecavüzü ya da cinayeti sadece üçüncü sayfa haberi ya da adli olay gördüğünden, yeterince üzerinde durmuyor. Olayın gerçek nedenlerini değil, resmî kurumların kabaca tuttuğu, fail/katil ifadelerini dikkate alıyor ya da kulaktan dolma bilgileri aktarıyor. Seri aile katliamı, namus-töre cinayeti, koca-baba dayağı, cinnet geçirdi gibi magazinsel başlıklarla meşrulaştırılıyor. Katil değil, maktul teşhir ediliyor. Halbuki ispata şayan başka bir durum yoksa, fail ve zihniyeti gösterilmeli. Yazık ki birçok kurum ve kesim de bu durumu açık/örtük olarak, Adam o hale kim bilir nasıl geldi, Erkektir yapar, mantı(ksızlı)ğıyla onaylıyor, normalleştiriyor.

Başvurular Ciddiye Alınmıyor

Mağdurlar resmî kurumlara başvurduklarında ya kısır düşüncesi yüzünden otoritenin kendi ya da yetersiz yasalar dolayısıyla kurum, şiddeti aile içi görerek, şikâyeti ciddiye almıyor. İfadesi alındıktan sonra salınıveriyor, yaptırım uygulanmıyor. Meydanı boş bırakan bu yaklaşım da cinayetleri sistematik, örgütlü, ideolojik ve politik kılıyor. İşin özü, devletlerin cinsiyetçi politikaları ve yürürlükteki güdük yasalar, toplumun dinsel ya da geleneksel önyargılarıyla birleşerek, felaketi bangır bangır çağırıyor.

Kadınları En Çok Erkekler Öldürüyor, Peki Neden?

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yayımladığı rapora göre BM diyor ki: Sınırlı eğitim görmüş ya da hiç görmemiş, erken yaşlarda istismara uğramış, aile içi şiddete annesinin ya da ailesinden kadınların maruz kaldığına şahit olmuş, aşırı alkol tüketen, şiddet kullanmayı normal gören ve kadınlar üzerinde hak iddia eden erkeklerin şiddete başvurması diğer erkeklere göre çok daha fazla.

Toplum Topyekûn Üzerine Düşeni  Yapmalı

Elbette bir şeyler yapılmaya çalışılıyor, ama görünen o ki yetersiz. O halde hep birlikte verilecek  bir mücadeleyle çok daha fazlası yapılmalı. Ancak, korkutan rakamların azalması, sonrasında da ortadan kalkması, ilk başta devletlerin ve siyasal iktidarların ilgili tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesine, yine ilgili tüm sivil ve resmi kuruluşlarla iş birliği yaparak, bir dizi acil sosyal politikaları hayata geçirmesine bağlı. İlk adım olarak kadın ve çocuklara uygulanan tüm olumsuz fiillerin, bu fiillere uygulanabilecek ceza, yaptırım ve indirimlerin tanım ve koşullarının yasalar nezdinde net ve olabilecek en caydırıcı biçimde düzenlenmesi gerekir.

Kadın İstihdamına, Şartların Islahına Öncelik Verilmeli

Alınacak ekonomik kararlarda kadınların istihdamına ve şartların ıslahına öncelik verilmeli, çalışma hayatına etkin biçimde katılmalarına dönük yatırım ve projeler hayata geçirilmeli. Hedeflenen davranışların kökten başlaması, kalıcı olması için tüm örgün/yaygın eğitim kurumlarının ilkokuldan üniversiteye kadar müfredat programlarına ilgili konular eklenmeli, hatta ayrı bir ders olarak okutulmalı.

Halkın Eğitimi ve Bilinçlendirilmesi Önemli

Halkın eğitimi için eğitici paneller, seminerler, programlar vs. planlanmalı. Yasal düzenlemelerin toplumsal hayata uyumuna hız katmak için, uygulamayı zorlaştırıcı bürokratik engeller ortadan kaldırılmalı, etkili, kararlı ve tutarlı biçimde hareket edilmeli. 

Kamu spotları daha çarpıcı hazırlanmalı, sosyal medya, televizyon ekranları ve reklam panolarında sıkça gösterilmeli. Muhtelif yerlere konuyla ilgili bilgilendirme, uyarı ve sayıları hızla artırılması gereken sığınma ve şikâyet merkezlerinin yer aldığı tabelalar zorunlu olarak asılmalı.

Her Kesimin Sorumluluğunda

Sanatçılar eserleriyle, toplumun önde gelen insanları söylemleriyle, yaşamlarıyla konuya dikkat çekmeli. Kitlelerin etkisinde kaldığı televizyon dizilerinde, filmlerde gösterilen şiddet normal bir şeymiş gibi değil, korkunçluğuyla, yanlışlığıyla aktarılmalı.

Sorumluluk bilinciyle herkes üzerine düşeni yapmalı. Toplum gerek dinsel gerekse gelenek-görenek uzantılarıyla ortaya çıkan dogmalara, batıllara, önyargılara, olumsuz alışkanlıklara karşı bilinçli, kişisel hak ve özgürlükleri konusunda donanımlı hale getirilmeli, bireylerin akılcı ve bilimsel hareket etmeleri sağlanmalı.

Erkeklerin eğitimi elbette çok önemli, ama bana öyle geliyor ki çocuğu yetiştiren büyük oranda kadın olduğu için kadınların bilinçlenmesi de bir o kadar acil ve şart.

Görünen Köy Kılavuz İstemiyor

Herhangi bir taraftan değilim, söylediklerim lütfen yanlış anlaşılmasın. Erkek olsaydım da aynı görüye sahip olacaktım. Zorbalara kıyasla sayısı az da olsa kadınlara ve çocuklara dahası insana saygılı, tüm canlılara sevgi ve şefkat duyan erkekler yok değil. Ve elbette hamuru kötülükten yoğurulmuş kadınlar da. Yine de görünen köy kılavuz istemez. Bu satırları yazarken biliyorum ki şu anda dünyanın pek çok yerinde kadınlar, çocuklar ve erkekler yine erkekler tarafından öldürülüyor.

Erkeklerin İktidar Mücadeleleri Yüzünden

Teknolojideki gelişmeler dudak uçuklatsa da insanlığın toplumsal düşünce yapısında pek bir şey değişmedi aslında. Korkarım yakın gelecekte de değişecek gibi görünmüyor. Erkeklerin en çok iktidar mücadeleleri yüzünden sürdürdükleri tiranlıklar, kötü bir yazgı gibi insanlığın alnına kazınmış sanki. İnsan en zeki varlık, doğru, ama en büyük handikabımız da birbirimize yaptığımız zulüm. Kendi topuğumuza sıktığımızın farkında değiliz. Başka hiçbir canlı yok ki kendi türüne bu kadar eziyet etsin, yetmedi katledip yok etsin.

Erkek Egemenliği

Yazık ki dünyayı hemen her alanda ezici çoğunlukla erkekler yönetiyor. Muktedirlerin/erkeklerin ele geçirdikleri mevkii ile akıl, bilim dışı gelenek, görenek, örf ve adetlerin gücünü de arkaya alarak anlamsız politik kavgalarla, kişisel hırslarla savaşlara, dini kavgalara ve geçmişte neredeyse akla gelebilecek bütün kitlesel kıyımlara sebep oldukları doğru değil mi?

Gözleri hâlâ gören, kulakları duyan, vicdanları körelmemiş erk sahipleri gelin, İstanbul Sözleşmesi’den vazgeçmeyin, gereği neyse onu uygulayın. Aile içi şiddeti Önleme, Koruma, Yargılama/Kovuşturma ve Bütüncül Politikalar/Destek Politikaları ilkelerini savunan bu anlaşma çok önemli çünkü. Çünkü #İstanbulSözleşmesiYaşatır.

Yanı sıra kadın cinayetlerinin önüne geçmeye çalışan, bunun için kafa yoran, örgütlü/örgütsüz kararlı kadınlar, az da olsa erkekler var. Bunlardan bir tanesi Filmmor Kadın Kooperatifi. Bilenler hatırlayacaktır, 2014 yılında, Kadın Cinayetleri Önlenebilir, sloganıyla kampanya başlatmış, bir de kitap yayımlamıştı. Şu an yer darlığından adını saymadığım pek çok oluşum ve etkinlik de var elbette, ama yeterince işe yaramadığı çok açık. O yüzden resmi/sivil ilgili tüm kurumlarla bu tür hareketleri çoğaltalım, kadınlarımızı, çocuklarımızı yaşatalım, onlara sahip çıkalım.

Dünyayı Kadınlar Yönetseydi Ne Olurdu?

Eminim bu sorunun cevabını düşünmüşsünüzdür. Elbette ben de. Kadın, bir canlıya içinde hayat verebildiği, yaşam boyu onun sorumluluğunu duyduğu ve taşıdığı için belki de daha merhametli, daha yapıcı, daha yaratıcı, daha anlayışlı, daha problem çözücü, daha pratik gibi geliyor bana. Kadınlar dünyayı yönetseydi, inanıyorum ki daha çok üretim, paylaşım, adalet, barış, daha çok sevgi, saygı ve huzur olurdu. Yeryüzü, insana yakışan insanca bir yaşamyüzüne dönerdi.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum

  • Nejdet Arıtuluk
    Nejdet Arıtuluk
    reply
    Oca 18 2021
    Ben ce bu yazınızı kitaplastırsanız iyi olur..
    • DeryaDeryaYilmaz
      DeryaDeryaYilmaz
      reply
      Oca 29 2021
      Deneme, araştırma ya da inceleme tarzında bir kitap hiç düşünmedim, ama gerek romanımda gerekse öykülerimde görüleceği gibi kadın ve çocukların yaşadığı sorunlara, zorluklara değinmeye, kendi dilimce dillendirmeye çalışıyorum. Öneriniz için teşekkür ederim. Sevgiler...
  • Sezgi
    Sezgi
    reply
    Oca 19 2021
    ne kadar güzel bir yazı olmuş. Cesurca ve çok doğru..
    • DeryaDeryaYilmaz
      DeryaDeryaYilmaz
      reply
      Oca 29 2021
      Teşekkür ederim. Çok zarifsiniz.

Yorum Gönder