İletişim

DERYA DERYA YILMAZ

Yazar, Ressam, Öğretmen / Writer, Painting, Teacher

TÜRKİYE/ANTALYA

Mail: deryaderya_yilmaz@hotmail.com

 

(c) Derya Derya YILMAZ - 2020 Tüm hakları saklıdır.

Yunus Nadi Öykü Ödülü’yle Sait Faik Hikâye Armağanı’nı da alan Bora Abdo’nun yazı evreni, gerçeküstü atmosferler, mekânlar, konular, karakterlerden ziyade, dil ve üsluptaki ince işçilikle göze çarpar; tıpkı aşağıda üzerine konuştuğumuz son kitabında da olduğu gibi.

Derya Derya Yılmaz: Hayâlî’nin Tesadüfleri yine bir öykü kitabı. Okurla buluşmasının 14 Şubat Dünya Öykü Günü’ne denk getirilmesi oldukça anlamlı bence. On üç öyküyle pek çok açıdan arayışınızın devam ettiği anlaşılıyor. Peki, bu dördüncü öykü kitabınızı diğerlerine kıyasla nerde görüyorsunuz?

Bir Karagöz oynatıcısı…

Bora Abdo: Bu kitabımın ilk on öykülük kısmında ada izleği dışında aralarında tematik bütünlüğü olmayan ve karakterlerin sorunlu olduklarını anlayamayan bir toplumun içinde yalnız ve hasta olduklarını kabul eden ama iyileşmek için gram çaba göstermeyen tavırlarının daha ağırlıklı olduğunu söyleyebilirim. Anlamayı reddedenlerin aslında zamanla öldükleri bir dünyaya uyum sağlamaya çalışıyorlar. İnsanın kendisinin her zaman bir hastalık taşıdığının yüzde yüz bilincinde ve her zamankinden daha çok öfkelerini kusmaya ve intikam almaya meyilliler. Sanırım kitapta gittikçe güçlenen bu; öfke ve intikam duygusun hâkim olması. Kitaptaki Hayâlî’nin Tesadüfleri adlı bölümde ise adından da anlaşılacağı üzere bir Karagöz oynatıcısının perdede karakterlerini tuhaf bir aritmetikle karşı karşıya ve bazen de olmadık bir zamanda yan yana getirmesi gibi şimdi aramızda olmayan yazarların ve bir Yeşilçam oyuncusunun kendi öykülerinde ve filmlerinde kaldıkları yerden ve hiç ölmemiş gibi hayatlarını sürdürmelerini temel alan öykülerden oluşuyor. Bu anlamda ister istemez daha politik bir zeminde çalışıp diğer kitaplarıma kıyasla daha sert ve gerçekçi bir disiplinin seslerine kulak veriyor.

D.D.Y: Bu son öykülerinizde de görüldüğü gibi siz, okurun önüne öyle geniş bir perspektifle açılıvermiş, olağan beklentilere uygun döşenmiş bir yazı evi göstermiyor; dolaşması, gezmesi emek isteyen, ayrıksı bir dilin rehberliğini sunuyorsunuz. Üzerine bir de sıra dışı mekânlara, birbirinin içinden geçmiş zamanlarla hemhâl olmuş karanlık atmosferler de eklenince okura güç okumalar sunabiliyor. Bu bir risk değil mi?

Riskleri ve sonuçlarını göze almıştım…

B.A: Yazma ve yayımlama şansını bulduğum ilk zamanlardan itibaren elbette özellikle günümüzün kolay tüketilen ve kısa ömürlü kültürel üretimini düşünürsek riske girmeyi ve bunun muhtemel sonuçlarını da göze almıştım. Ama riske girerek yazmak bana da iyi geliyor. Geleneğin sıkıca bağlandığı edebi kaidelerin reddiyesi içinde başka bir yol ya da çamurumu yoğuracağım kendi doğum kalıntılarımı arıyorum. Herkes gibi. Yakında okumanın da her türlüsü günahtır, diyebilecek çoğunluğun karşısında yazmak zaten başlı başına bir delilikken tuttuğum yolun sonunun yalnızca bana has olmasını büyük bir kibir ve cüretle göğüsleyebilirim. Yazınsal evrenimi daraltmak yerine dille ve hayal gücüyle varabileceğim tüm yaratıcılığı ruhuma katmak ve bu riske inanmak bana özgür olduğumu hissettiriyor.

D.D.Y: Pergel İkilemesi, Beni Unutma Dörtlemesi gibi seri eserler yazıyorsunuz. Hayâlî’nin Tesadüfleri, ilk kitabınız Öteki Kışın Kitabı’nda da olduğu gibi kronolojik değil. Duracağı yerle ilgili düşünceniz?

Serilerimin de nerede duracağını şimdiden pek kestiremiyorum açıkçası. Hayali’nin Tesadüfleri’nin bu anlamda daha yalın ve daha bağımsız yapısı en azından uzun bir bekleyişten kurtarabilir az sayıdaki okurlarımı.

D.D.Y: Bu eserinizde de görüldüğü gibi genel olarak başka yazar ve eserlere yaptığınız göndermelerin yanında, kendi yapıtlarınız arasında da metinlerarasılık kurduğunuzu biliyoruz. Bunun anlamı, size özel bir okur kitlesi de demek aynı zamanda. Bu anlamda okurlarınıza güveniyor musunuz? Ya da şöyle mi sormalıyım, sizin okurunuz nasıl olmalı?

Okurlarımın zekâlarına her zaman güvenirim…

B.A: Her ne kadar yazarken, bilinen tabirle masamın karşısına bir okur koymasam da sanırım gizliden gizliye de her okura yazmadığımı biliyorum. Bu hayatı nasıl yaşamalıyız gibi soruları olan ama cevabı olmayan, belki bütün yaşamını biraz da benim gibi herkes ve her şey hakkında bocalamalarla geçiren okurlarla daha sıkı bağlar kurduğumu gözlemledim. Belki kendi yazınıma has kalabalık bir okur kitlesi oluşmasa da az sayıdaki okurlarımın zekâlarına her zaman güvenirim. Aramızda sanki bir altıncı his ya da tüm anlatılanları ve anlatılamayanları kapsayan hislerimizin dışında bir melekemiz olduğuna inanırım. Biliyorum ki okur, benim için o melekedir.

D.D.Y: Kitaptaki öykülerin zamanları kişileri farklı olsa da İstanbul, özellikle de Büyükada öykü mekânı olarak beliriyor. Genel olarak hepsinde de ölüm, sevgi(sizlik), yalnızlık, unutulmuşluk gibi temaları trajik ve ürkütücü işlemişsiniz. Ancak, “Bir Zamanlar Ben Bu Duvardan Kaçacaktım” öykünüz diğerlerinden farklı olarak Sabahattin Ali’nin katledilmesinden bahsediyor. Öykülerinizin gelişimi ve geleceği bakımından siyasi oluş hakkında ne söylemek istersiniz?

Sabahattin Ali ve Onat Kutlar…

B.A: metinlerime sızmasının en belirgin sebebi elbette orada yaşadığım ve coğrafyasına, insanlarına daha içeriden bakmamdan kaynaklanıyor. Ama sonuçta “çıplak insanı” yazma çabam hiç bitmediği için, insan aklının somut bir karanlığın ve kötülüğün içine sıkıştığına da çoğu zaman şahit oldum. Çoğu insanın hayatı çeşitli trajedilere bağlıdır, daha doğrusu güçlerini buradan alırlar, ama aynı insanların canını sıkacak ve mutsuz kılacak talihsizlikler başlarına gelmezse o yaşadıkları sürede var olmayı da bırakırlar. O yüzden bu ürkütücülükleri metinlerimi de etkiliyor. Siyasi oluş hakkında ise sadece Sabahattin Ali’nin değil, Onat Kutlar’ın da katledilmesiyle ilgili bir metni, siyasi ve militan bir dil kullanmadan, slogan atmadan ve mesaj vermeden nasıl anlatabilirim kaygısını güderek yazdım o öyküleri. Bu söyleşinin bu sorusunda da aynı kaygıyı güdüyorum.

D.D.Y: Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

B.A: Ben teşekkür ederim, kolaylıklar dilerim.

 

02.02.2017

Not:Bu yazı, 27 Şubat 2020 tarihli Cumhuriyet Kip Eki’nde yayımlanmıştır.

 

Yorum

  • Songul kaleli
    Songul kaleli
    reply
    May 24 2020
    Ben, Bora Bey'in kalemini çok severim zaten. Söyleşiniz de çok güzel olmuş. Sanırım sizde de bir Bora Abdo hayranlığı var :)

Yorum Gönder